23 GÜN

1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23

1. Gün

>

Keşke uyandıktan sonra tekrar uyumaya çalışmasaydım… Ne kadar yorucu olduğunu bildiğim halde kendimi tutamıyorum. Gözlerimi açtıktan sonra bir yarım saat daha uyumaya çalışmanın iyi geleceği düşüncesi yine beni kandırmayı başarıyor. Saat sabah 8:01… Yarım saat daha uyusam toplantı gelmeden uyanır mıyım? Ben hangi rüyayı görüyordum? Sanırım çok güzel bir rüyaydı neden aklıma gelmiyor ki? Saat kaç oldu? 8:11 olmuş. Hadi uyu artık zaman daralıyor. Toplantıyı kaçırmak istemiyorum. 8:16… Sadece 5 dakika mı geçmiş? Bana daha uzun gibi geldi. Yatağım çok sıcak tek ayağımı çıkarsam ısı dengesini sağlar mıyım acaba? Yastığımı da çevirmeliyim. İşte harika! Telefonu yastığımın altına koydum ama bu zarar verici bir şey mi? Saate bakmak için sürekli masaya uzanmak istemiyorum. Uyansam iyi olacak süre daraldı. Bakalım saat kaç oldu. Telefon nerede? Yastığın altında olması lazım. Hah buldum. 8:52… Yuh…

Hızlıca kalkıp yüzümü yıkıyorum ve sonrada bilgisayarın başına geçiyorum. Umarım uyku sersemliğim toplantıda belli olmaz. 8:58… İki dakikam daha var kendime gelebilmem için.

Gözüm alışkanlık halinde maillere kayıyor. Çok hızlı bir şekilde mailleri kontrol edip 2 dakikada aradan çıkartabilirim. Revizeler… haftalık planlamalar… gereksiz LinkedIn spam mesajları ve dolandırıcı diye nitelendirebileceğim, yem olarak atılmış bir mail çarpıyor gözüme. Tuhaf bir başlığı var. “Önemli: Hayatınızın Kalan Süresine Dair Bilgilendirme”…

9:00… Toplantıya girmeliyim artık. Girmeden önce kameramı açıp nasıl gözüktüğüme bakıyorum. Ufaktan morarmış gözler ve hafif kızarmış bir yüz karşılıyor beni. Neden sabahları yüzüm kızarıyor diye düşünüyorum.

”Günaydın. Nasılsın?” İş dünyasında dahi olsam, sabah gözlerimi açtığımda ilk gördüğüm insanın bana günaydın demesi ve halimi sorması iyi bir şey sanırım. Kendimi gerçekten iyi hissettiriyor ama sonrasında da bu soruların kalıplaşmış ve ağız alışkanlığı ile söylendiği aklıma geliyor. Normalleşmiş, tersini söylemenin pek mümkün olmadığı hazır cevaplar sırayla gelmeye başlıyor. ”Günaydın. İyiyim sen nasılsın, nasıl gidiyor…” Bu yüzden mi sabahları yüzüm kızarıyor benim? Yalan söyleyerek güne başladığım için mi? İyi değilim, iyi hissetmiyorum kendimi ve bunun için bir sebebim de yok. Sebepsizce iyi değilim. Daha ne kadar bu yalanı söylemeye devam etmem gerekiyor? Bunun bir sonu yok mu?

Aklıma bana atılan, dolandırıcı olarak beynimde işaretlediğim mail geliyor. Neydi başlığı… “Hayatınızın Kalan Süresine Dair Bilgilendirme”. Aradığım cevap burada olabilir mi? Birebir aynı olan bugünle dünün, dünle geçen haftanın ve onları takip eden ayların, yılların… Çocukluğumdan beri duyduğum “okulu kazan rahatlarsın”, “üniversiteyi bitir rahatlarsın”, “işe gir rahatlarsın” gibi yalanların ne zaman biteceğini, ne zaman gerçekten rahata kavuşacağımı bana söyleyebilir mi?

”Sesim geliyor değil mi?”

Dalıp giden gözlerim titreyerek kendine geliyor. “Evet evet duyuyorum.” Toplantıya odaklanamadığımı fark ediyorum. Aklıma bana gönderilen mail takılıyor. İşte reklam budur diye düşünüyorum. Tek bir başlıkla beni kandırabildi. Çaktırmadan okumak istiyorum ama karşımdakine daha fazla ayıp olmaması için tutuyorum kendimi. Gözlerim saate kayıyor. 9:23…

Birkaç not, birkaç revizeden sonra toplantı sonlanıyor. Gerekli maillerimi cevapladıktan ve önemli konularda gerekli yerlere mesajlarımı yazdıktan sonra sonunda bana gelen maili karşıma alabiliyorum. Atılan başlık o kadar çok hoşuma gitti ki bahis sayfası reklamı bile olsa üye olacağım diyorum kendime gülümseyerek. Maili açıp okumaya başlıyorum.

”Bu mesaj, Zaman Kapsülü Organizasyonu tarafından gönderilmiştir ve size ulaşması gereken hayati bir bilgi içermektedir. Mesajımızın ciddiyetini ve önemini lütfen göz önünde bulundurunuz.

Bilgilendirme amacımız, sahip olduğunuz kısacık ömrünüzde, üzerinde düşündüğünüz ve kalan zamanınızı önemsiz şeylere ayırdığınızı farketmeniz için bir fırsat sunmaktır. Bu bağlamda, sizinle özel ve kişiye özgü bir bilgi paylaşmak zorundayız:

Hayatınızın Kalan Süresi Hakkında Bilgilendirme

Kalan Ömrünüz: 0 yıl, 0 ay, 22 gün, 23 saat, 19 dakika, 32 saniye

Bu bilgi, sizi tedirgin etmek ya da üzmek amacıyla paylaşılmamıştır. Tam tersine, her anın değerini bilmeniz ve hayatınızı bu bilinçle en iyi şekilde yaşamanız için bir hatırlatıcıdır. Zaman, hepimiz için en değerli varlıktır ve nasıl kullanıldığı hayatımızın kalitesini doğrudan etkiler.

Kalan zamanınızı daha iyi geçirmeniz dileğiyle…”

Maili okurken yüzümdeki tebessüm siliniyor ve üşüdüğümü hissediyorum. Bakışlarımı koyulmuş sayaçtan alamıyorum uzun bir süre. …19 dakika, 31 saniye, 30 saniye, 29 saniye… Bunun ayarlanmış bir gif olduğunu düşündüğüm için mail uygulamasını kapatıp açıyorum ama hayır… Sayaç yeniden başlamıyor, gerçekten de olması gerektiği gibi işliyor gibi görünüyor. 23 saniye, 22 saniye, 21 saniye… İçerisinde herhangi bir şekilde tıklanabilir bir reklam bağlantısı da göremeyişim beni çok şaşırtıyor. Yapısı itibari ile de bir reklam mesajı gibi durmuyor ama bana neden böyle bir şey gönderildi ki?

Gönderenin adresine bakmak geliyor aklıma. “Gönderen: gerisayim@zamankapsulu.com”. Hemen internet üzerinden aratıyorum ama elle tutulur bir sonuç bulamıyorum. Web sayfası yok. Formlarda bu isme açılmış bir başlık dahi yok. Sadece bana gönderilmiş bir şey olamaz bu ama eğer öyleyse büyük ihtimalle bir kişi şaka yapıyor olmalı. Başka bir ihtimal gelemiyor aklıma.

Mesajı kapatıp işlerime dönüyorum. Yapmam gereken tonla iş beni bekliyor. Sunumlar, web sayfamızın düzenlenmesi, çeşitli sosyal medya tasarımları ya da acil yapılması gereken şeyler… Hayatımda ne kadar da çok “şey” varmış. Bu şeylerin gerçekten de ne kadarı önemli? Sanırım okuduğum mesajı sadece ekranımda kapatabilmişim zira donuk bakışlarım hala beynimin gelen maili tekrar tekrar okuyabilmesi için yardımcı oluyormuş – Hayatımın kalan süresi…

Dikkatimi toparlayabilmek adına arka planda ses olması için bir şarkı açmanın iyi bir fikir olacağını düşünüyorum. Son birkaç gündür aralıksız dinlediğim o şarkıyı tekrar açıyorum “Yok Bana Bu Cihanda”. Hem şarkının sözleri hem de aklıma yer eden mesaj yüzünden iyice melankolikleşiyorum. Kendimce gariban felsefesi yapmaya başlıyorum.

Descartes’ın “Düşünüyorum, öyleyse varım” söylemi aklıma geliyor. Ancak benim durumumda, daha çok “Düşünüyorum, öyleyse başım ağrıyor” olmalı. Kant’ın ahlak felsefesi bile bu durumda bana yardımcı olamaz. “Kendine karşı dürüst ol” derken, kesinlikle “Hayatının kalan süresini düşün ve tüm işlerini aksat” demek istememişti. Son olarak, Platon’un idealizm teorisi aklıma geliyor. İdeal bir dünyada, belki de hayatımızın kalan süresini bilmek, bu bilgiye dayanarak ne yapacağımızı daha iyi anlamamıza yardımcı olabilirdi. Ancak, bu dünya pek de ideal değil ve ben ne zaman hayatımın sonlanacağını bilmiyorum.

Bilmiyorum değil mi?

Bu düşüncelerle, kendime bir fincan kahve alıyorum ve işlerime dönmeye çalışıyorum. Ancak bu sefer, belki de biraz daha bilinçli ve amaçlı bir şekilde. Sonuçta, hayat kısa ve kahve de soğuyor.

Saat 17:49… Gün boyunca beynim iş yoğunluğundan yorulduğu yetmezmiş gibi, o mesajın meşguliyetiyle de ağrımaya başlıyor. Ne kadar engel olmaya çalışsam da gün içerisinde tekrar tekrar maili açıp geri sayıma bakarken yakaladım kendimi. Zamanın hızla akışı adeta bir kum saati gibi hissettiriyor kendini. Her bir saniye, bir öncekinden daha hızla akıp gidiyor gibi.

Bu düşüncelerin sarhoşluğuyla, bilgisayarımı kapatıp odamdan çıkıyorum. Ellerimi arkamda birleştirip evin diğer odaları arasında dolanırken, eğer oradaki sayaç doğruysa kalan zamanımı nasıl değerlendireceğim üzerine düşüncelere dalıyorum. Kitap mı okurdum? Hiç sanmıyorum. Hatta her bahse de girerim ki bir aydan daha az ömrü kaldığını bilen hiç kimse kalan günlerinde kitap okumaz.

Sevdiklerimle zaman geçirirdim belki diye düşünmeye başlıyorum ya da kendimi bir hobiye adardım. Resim yapmak, müzik çalmak, yürüyüşe çıkmak gibi. Belki de hayatımda hiç yapmadığım bir şeyi denemek isterdim. Paraşütle atlamak, kamp yapmak gibi… Yani kaliteli zaman geçirebileceğim, gerçekten değer verdiğim ve keyif aldığım şeylere odaklanırdım düşünceleri geçiyor aklımdan.

Bunları yapabilmek için de şu an zamanımı alan şeylerden kurtulmam gerekiyor. İlk önce işimden çıkmam gerektiğini çalıştığım arkadaşlarıma anlatırdım. Onlarla vedalaşmak için 2 gün yeterli olurdu belki. Kaldı 20 gün… 5 günümü de ailem için kullanırdım, onlarla vakit geçirir belki de birlikte yapmadığımız şeyleri 5 güne sığdırmaya çalışırdık. Tabii bunu ne kadar mutlu bir şekilde yapabilirdik bilmiyorum. Kalan 15 günümde de arabama atlayıp gezmediğim yerleri keşfetmek ve yaşamadığım yeni deneyimler, tadına bakmadığım yemekler, görmediğim manzaraları görmek için kullanırd…

Gözlerim ıslanıyor, burnum gıdıklanmaya başlıyor ve derin bir nefesle hapşırıyorum. Bir kere daha ve bir kere daha… Neden her zaman bana göre gerçekçi gelen bir hayal kurmaya başladığımda defalarca hapşırıyorum?

18:58… Yemek yedikten sonra bilgisayarımın başına bu sefer iş için değil akşam saatlerimi onun başında geçirmek için oturuyorum. Arkadaşlarım ile konuşup biraz oyun oynadıktan sonra bir kaç bölüm dizi izleyerek saati 02:00’a yaklaştırmış oluyorum ve günü bu şekilde bitiriyorum. Artık uyumaya hazırım ama uyumadan önce tekrar maile bakmak istiyorum.

Kalan Ömrünüz: 0 yıl, 0 ay, 22 gün, 6 saat, 55 dakika, 46 saniye

Devam Edecek…

1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23


Bir Cevap Yazın

Haberdar Ol

Yüreğimden kopan parçalardan anında haberdar olmak için mail adresini benimle paylaşabilirsin.

Tasarımcı Dokunuşu sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin