İlk Anımı Hatırlayabilir Miyim?

Bir akşamüstü, pencereden süzülen son güneş ışıkları odamın içerisinde bulunan bir kitabı hafif bir altın rengi ışık ile aydınlatıyor. Kendimi, gözlerim kısık bir şekilde ona bakarken buluyorum. Neydi ki o kitap? Belki de yıllardır o kitabın orada olmasına rağmen ilk kez dikkatimi çekiyordur. Merak ediyorum ve gidip kitabı elime alıyorum. Elime aldığım anda o şatafatlı altın görüntüsü kayboluyor ve yerini tozlu, soğuk anılara bırakıyor.

 

Dalıyorum bir anda… Bana bu kitabı hediye eden insan geliyor aklıma. İstemsizce sımsıkı tutmaya başlıyorum. Onun elini tutuyormuşum gibi hissediyorum. Yüzüm asılıyor, gözlerimde garip bir boşluk oluşuyor. Göz bebeklerim hareketsiz, gözlerim kitabın üzerinde fakat ardını görüyorum, anıları görüyorum, onu görüyorum. Bir daha hayatım boyunca göremeyeceğim kişinin toz bulutlu hali gözümün önünde beliriyor. Gözlerine bakmak istediğim anda kayboluyor. Yine odamda elimde, gözümden dökülen yaşı ısıtan güneşle birlikte kitabı tutarken buluyorum kendimi.

 

Kapağını açıp içine bakıyorum. Etrafa yayılan sayfaların kokusu ile birlikte uzun zamandır kitap okumadığım geliyor aklıma. Oysa kendimi hep bu sayfaların arasında arardım, bu sayfaların yazılarında bulmaya çalışırdım. Ne oldu bana? Şimdi mi düşünmeye başlıyorum geçmişimi. Dört yıldır ne yapıyordum ben? Zamanın hızına nasıl oldu da yetişemedim? Her bir gün, bir önceki günün tekrarı gibi geçmiş hırsın ve huzursuzluğun gölgesinde. Hayat nehrinin sularına kapılmış ve acı bir şekilde sürüklenmişim. Bu geçen yıllarımda hırsım, öfkem, yorgunluğum ve hayata karşı olan kinimden dolayı hiç mi kafamı kaldırıp bakmamışım gökyüzüne?

 

Geçmişimin tozlu sayfalarını karıştırmaya başlıyorum. Onun el yazısına denk geliyorum. Yüzümde ufak bir gülümseme beliriyor çünkü bu yazıları yazarken onun kalem tutuşunu hayal edebiliyorum. Saçlarını, bakışlarını hayal edebiliyorum ve hayıflanıyorum. Keşke onunla geçirdiğim zamanlarda onun hal ve hareketlerini daha iyi inceleseydim. Daha iyi hafızama kazımayı isterdim onu canımın yanacağını bile bile.

 

Onunla ilgili daha fazla anı hatırlayabilir miyim? Mesela en son ne zaman görüşmüştük? En son ne zaman yan yanaydık? Son birbirimize dokunuşumuz olduğunu bilmeden en son ne zaman bir günümüzü birlikte geçirmiştik? Gözlerimin onu son gördüğü anı hatırlayabilir miyim? Bu sorular eşliğinde aklıma gelen tek şey kütüphaneye gittiğimiz anımsamasıydı. Elif adında bir kitap aldığımı hatırlıyorum. Onunla geçirdiğim günün son gün olduğunu bilemediğim için sadece kitaba odaklanmıştım. Onun yanında yer alabildiğim son gün olduğunu nereden bilebilirdim ki?

 

Gözlerim tekrar o güzel el yazısına odaklanıyor. İstemsizce kendi el yazım ile kıyaslıyorum. Neden benim yazım hiçbir zaman bu kadar okunaklı ve güzel olmadı? Daha az yazı yazdığım için mi geliştiremedim, yoksa el yazısı dediğimiz şey tıpkı parmak izimiz gibi doğuştan gelen bir özellik mi? Aslında üniversite hazırlık zamanlarımda katıldığım kişisel gelişim eğitimlerinde ya da kendim için yaptığım çalışmalarda fazlaca not tuttuğum aklıma geliyor. Bu da doğuştan gelen bir özellik olma ihtimalini arttıyor düşüncelerimde. Ya da kendimi kandırıyorum emin değilim.

 

Kişisel gelişim eğitimleri demişken sahi ne kadar da hevesliydim bu tarz konulara. Kendimi hep kendi kurduğum bir şirketin başında hayal ediyordum. O zamanlar sürekli kişisel gelişim kitapları okuyup kendime rol model olarak seçtiğim insanları takip ediyor onların hayatlarından dersler çıkarıyordum. Hatta oluşturduğum iş fikri ile yarışmalara katılıp hepsinden de başarısız olmayı başarıyor ve daha da fazla hırslanıyor daha da fazla umutlanıyordum hayallerim için. Belki şu an bugünlerde olmamı sağlayan bilgi ve tecrübemin tamamı bu dönem sahip olduğum koşuşturmacaların neticesidir.

 

Yoksa lisede varlıkla yokluk arasında ince bir çizgide yürüyordum. Kendi benliğini bulmaya çalışan psikolojisi bozuk dersleri kötü bir öğrenci olarak zaman geçiriyordum. Gelecek kaygısının hat safhada olduğu ve dalında düşen bir yaprak gibi savrulduğum aklıma geliyor. Hayatım boyunca en nefret ettiğim iki senem lise birinci ve ikinci sınıf dönemim oldu. Elime bir sihirli bir değnek verseler, hayatımda değiştireceğim ikinci konunun kesinlikle bu olacağından eminim.

 

Elimde tuttuğum kitabı sihirli bir değnek gibi sallamaya başladığımı fark ediyorum. Çocuksu bir mutluluk beliriyor içimde. Kendimi bir sahnenin ortasında hissediyorum. Bir sihirbazlık gösterisi yapacakmışım gibi sözcükler dökülüyor ağzımdan. Avada Kedavra!

 

Ortaokulun sonlarına doğru komedi türünde bir tiyatro gösterisi yapmıştık. Farklı bir kişilik içerisinde olduğunu düşünmek, farklı bir karaktermişsin gibi davranmak benim için gerçekten büyüleyici bir deneyime sahip olmamı sağlamıştı. Hayatımda görebileceğim en iyi öğretmenimin organizasyonu sayesinde ilk kez bu sahne deneyimini tecrübe edebilmiştim.

 

Ne öğretmendi ama! Bazen sinirli olsa da ondan öğrendiğim ve hayatıma tecrübe olarak yer eden çok güzel hatıralarım oldu. O zamanlar yazar olmak istiyordum ama sınav dönemi olduğu için hem tiyatronun hem de kitap yazma maceramın birlikte yürümeyeceğini duyuyordum ondan. Belki haklıydı belki haksız ama ben kitap yazma macerama da onun bana verdiği bir kitap ile başlamıştım. Hayatımda okuduğum ilk polisiye kitaptı Tess Gerritsen adlı yazarın kaleme aldığı benim için efsanevi Çırak adlı kitap. Gerçi Cerrah adlı kitabın devam kitabıydı ve ben konuya ortadan dalmış gibi oluyordum ama yine de harika bir haz vermişti. Ben de bu kitap üzerine gaza gelip kendi polisiye kitabımı yazmak için çabalıyordum. Çok güzel bir hikaye oluşturmuştum ve bu konuda tanımadığım insanlardan destek aldığımı hatırlıyorum. O zamanlar evimizde internet yoktu. Ücretsiz olarak Facebook’a girebildiğimiz bir dönem olmuştu. Küçücük ekranlı telefonumdan tanımadığım insanlara Facebook üzerinden ulaşıp benim yerime kitabım için gerekli araştırmaları bana mesaj olarak atmalarını rica ediyordum.

 

Sosyal ağ ile ilk tanışma zamanlarımdı o zamanlar. O dönem ortaokulda hoşlandığım kıza şiirler yazmak için bu sosyal medyayı kullanabileceğimi farketmiştim. Şiir ve edebiyat ile ilgili güzel gruplar vardı oraya girip ilham alır kendi şiirlerimi oluşturmaya çalışırdım. Oradan insanlar ile iletişime geçip onlarla konuşmama da vesile olmuş oluyordu bu şiir yazma sevdam. Bu grupların birinde bir müzik öğretmeni ile tanıştığımı hatırlıyorum. Beni çok sever ve benimle çok cana yakın bir şekilde mesajlaşırdı. Bana guatr kanseri olduğunu söylemişti. Acaba şimdi ne yapıyordur. Bir dakika! Neden böyle bir anı aklımda yer etmiş ki? Kadının kanser olduğuna üzüldüğüm için mi acaba? Yoksa gerçek hayatta tanışmadığım bir insandan çok ılımlı bir yaklaşım gördüğüm için mi?

 

Telefonuma gelen bildirim sesi ile irkiliyorum. Gözlerimi elimde tuttuğum kitaptan ayırıp telefonuma bakıyorum. Bir zamanlar küçücük ekranda harika zaman geçirebildiğim günler yerini işe yaramaz kocaman ekrana sahip bir telefona bırakmış. Teknolojiye alıştığım için mi değeri kalmadı? Sahi ilk telefonumun bana alınışını anımsıyorum. Sadece arama yapabildiğim, mesaj atabildiğin, yılan oyunu ve uzay gemisi oyunlarını oynayabildiğim, bir kaç tane tema rengi olan o minicik cihaz beni ne kadar da mutlu etmişti. Bir şeylerin ilk olması mı insanı mutlu ediyor, ondan sonra gelenler onun yerini dolduramıyor mu?

 

Gözlerimi kitaba geri çeviriyorum. Rastgele bir sayfadan bir cümle okuyorum. Duruyorum. Tekrar okuyorum. Tekrar duruyorum. Harflerin çizilişlerini incelemeye başlıyor gözlerim. Okuma yazmayı bana öğretecek diye uğraşan ama inatla öğrenemeyen çocukluğum geliyor bu sefer gözlerime. Şu an yaşadığım yere ailevi sebeplerden dolayı kaçmadan önceydi. Doğduğum yerde okul hayatımın ilk iki senesi geçti. Okuma yazmaya en son geçen kişilerdendim. Mantığını bir türlü anlayamıyor ya da üşendiğim için uğraşmıyordum. Okuma bayramı yapmıştık ama ben okumaya geçememiştim henüz. Aslında bir bakıma ilk sahne deneyimim buymuş. Bir kaç farklı hikaye canlandırmıştık. Birisinde polis olup mesleği tanıtmıştım. Suçluları yakalarım diye bağırdığımı hatırlıyorum. Bir sahnede de yumurta olmuştum. Benimle beslenmeyen çocuklara ithafen “Yemek olup yeneceğime yakında kuş olup uçacağım” diyordum ve diğer yiyecek olan arkadaşlarımla sahnede dans edip “Bay mikrop, bay mikrop beni hasta edemezsin” diye bağırıyorduk. Bu replikleri hayatım boyunca unutamadım.

 

Okula başladığım ilk dönemleri anımsıyorum. Ateşli bir hastalık geçirmiştim. Ateş ellerime vuruyor ve tüm elimden ufak ufak kanlar çıkıyordu. Öğretmenim benimle sürekli ilgileniyor, parmaklarımı ve ellerimi sarıyordu. Sarılı ellerle birlikte kantine gidip çok sevdiğim tosttan almaya çalışıyordum. Sıcak olduğu için mecbur başka birinden yardım alma durumunda kalıyordum çünkü ellerimi acıtıyordu. Bu arada hayatım boyunca yediğim en ama en iyi tostlardı onlar. İnanılmaz güzel, farklı bir ekmek ile yapıyorlardı.

 

Dur! Ben anılarımda geçmişe doğru mu gelmişim? Kararan havadan dolayı elimdeki kitabı göremediğim için açık bir şekilde masanın üzerine bırakıyorum. Yerimden kıpırdamadan düşünüyorum. Daha ne kadar eski anılara gidebilirim?

 

Okul döneminden önce ablam ve arkadaşları ile piknik yaparken doluya yakalandığımızı hatırlıyorum. Ondan önce o semte taşınışımızı, ondan da önce çocukluk arkadaşlarımı hatırlıyorum. Elif ve Enes… Bilincim tam oturmamışken bile onlar ile oynadığımız oyunları hatırlıyorum. Hatta bir gün dışarıda oynarken düşüp elime çivi girdiğini… Hayır daha öncesinde düşüp kafamı yardığımı hatırlıyorum. Kanlar içinde kalmıştım. Ailem paniklemişti. Yine bugünlere iyi gelmişim. HAYIR dikkatimi dağıtma. Daha da öncesi olmalı. Bahçeden Elif ve Enes ile çilek toplayışım ama ondan önce Enes ile gezerken kaybolduğumuzu hatırlıyorum. Bu çilek topladığımız anıdan önce miydi? Daha da geriye gidemez miyim? Koltuğun altına bakıp farklı bir evren gördüğümü anımsıyorum sanki bir portal gibi. Ondan da önce annemin beni camın korkuluğuna oturtup dışarıyı izlettiğini anımsıyorum. İlk anım bu mu? Dünyayı bir cam kenarından izleyerek mi açtım bilincimi? Hayır, ondan öncesi de olmalı. Mesela gözlerimi açtığımda annemin evde olmadığını anımsıyorum. Oturup ağlamıştım. Bu muydu ilk hatırladığım anım? Hayır…

 

O halde neydi? Bilinçli olarak hatırladığım ilk anım neydi?

 

Kaşlarım çatık ve düşünür bir şekilde masaya koyduğum kitabı kapatıyorum. Bilgisayarımın ışığı kitabın kapağına vuruyor. Kitabın adı dikkatimi çekiyor: Varlık ve Zaman…


Bir Cevap Yazın

Haberdar Ol

Yüreğimden kopan parçalardan anında haberdar olmak için mail adresini benimle paylaşabilirsin.

Tasarımcı Dokunuşu sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin