Yıldız Yakalamak

İnsanların yuvalarından çıkıp akın akın yeşil yaşam alanlarımıza hücum ettiği, büyük olanların kendi aralarında fısır fısır konuşup bir şeyler yiyip içtiği; küçük olanların bağıra çağıra koşturarak birbirlerine yuvarlak bir nesne fırlattığı bir serin yaz akşamıydı. Genelde böylesi bir insan akını olduğu zaman ailem ve arkadaşlarım yeşil alandan uzaklaşıp çalıların olduğu ve insanların uğramadığı yerlere doğru kaçmayı tercih ederler. Çünkü insanın ne yapacağı belli olmaz ve aslında onlara hiç güvenmeyiz.

Ama ben, insanların akın etmek üzere olduğu bir zaman dilimi içerisinde, bir çalıda uyuya kalmış olma gafletinde bulunmuşum. Uyanırken kulaklarımın dikleşmesiyle birlikte duyduğum o ince bağrış çağrışla irkildim. Korktum, çünkü insanlar genelde bize iyi davranmazlar. Hele o yere yakın olanlar yok mu… En tehlikelisi onlar. Üzerimize canavar gibi koşup bizi yakalamaya çalışırlar.

Hızlıca kalktım ve etrafımı dinleyerek kalabalık sesin nereden geldiğini belirledim. Seslerin biraz uzaktan geliyor oluşu beni rahatlattı. Gözlerimle çalının içerisinden etrafımı kontrol edip ailemin kaçtığını düşündüğüm alana hızlıca gidebilmek için kendime bir yol belirlemeye başladım. Kararımı verdikten sonra tekrar kontrol ettim ve yavaşça çalıdan çıkarak hızlı ama sessiz adımlarla ilerlemeye başladım.

Bir an için burnuma çilek kokuları gelmeye başladı ve bu koku inanılmaz bir yakın mesafeden geliyordu. Bu kokunun kaynağını görebilmek için başımı çevirdiğimde tam benim hizamda yere yatmış bir çocuk olduğunu gördüm. Ona o kadar çok yakındım ki bu durum istemsizce tüylerimin ve kuyruğumun dikleşmesine sebep oldu. Gerildim… Hafifçe geriye zıplayarak ama bakışlarımı da tehditten ayırmayarak geri geri yürümeye başladım.

“Korkuttum mu seni tilki?”

Geldiğim çalıya koşarak geri döndüm. Nasıl olabilir böyle bir şey? Beni nasıl farketti? Hayır hayır… Doğru soru nasıl oldu da ben onu farkedemedim? Bir saniye bu çocuk benimle mi konuştu biraz önce? Nasıl anladım ne dediğini? Bizi kandırmak için dilimizi de mi öğrendiler? Ahh bu çok kötü oldu işte. Cevap vermeli miyim?

Bu düşünceler aklımdan geçerken zaman benim için yavaşlamıştı. Ağzımdan korkarak ama merak duygusuna da yenik düşerek şu kelimeler döküldü. “Dilimizi nereden biliyorsun?”

“Dilini bilmiyorum, sadece söylediklerimi anlıyorsun.”

Bu bir kandırmaca olmalıydı çünkü dediği şey hiç mantığa yatmıyordu. Bir kişi başka bir kişinin dilini bilmeden onunla nasıl anlaşabilirdi ki?

“Yalan söylediğini düşünüyorum.”

“Yalan söylemek için bir nedenim var mı?”

Çocuk konuşurken bakışlarımı tamamen ona odaklamıştım fakat çocuk bana bakarak değil; sırtüstü yattığı yerden havaya bakarak konuşuyordu. Hızlıca onun baktığı yeri kontrol etmek için başımı havaya kaldırdım. Boş bir siyahlıktan başka bir şey göremedim ve hemencecik tekrar çocuğa odaklandım.

“Beni yakalayıp bana zarar vermek için yalan söylüyor olabilirsin.” Sanki bunu söylemeseydim daha iyi olur gibi hissettim.

“Seni yakalamak istesem dibime geldiğin zaman zaten yakalardım.”

“Peki, şu an ne yapıyorsun?” Bana ne çocuğun ne yaptığından diye iç geçirdim.

“Yıldızları seyrediyorum. Hem biliyor musun bazıları bana göz kırpıyor. Ben de bana göz kırpan yıldıza bakıp ona göz kırpıyorum ve bu şekilde onlarla anlaşıyoruz.”

Tekrar gözlerimi gökyüzüne çevirdim. O kadar bulutsuz bir akşamdı ki, gökyüzündeki tüm yıldızlar belirgin bir şekilde görünüyordu ve sayılamayacak kadar çoktu.

“İyi de yıldızlar hep yanıp sönerler. Yani sana göz kırpmıyorlar. Hem bir yıldızla nasıl anlaşıp konuşabilirsin ki?”

“Anlamadım.” dedi çocuk ve bakışlarını bana çevirdi. İlk kez göz göze geldiğimiz için tekrar gerildim ve bulunduğum çalıya iyice gömüldüm. Çocuğun yüz ifadesi çok tuhaftı. Sanki biraz önce hayatı boyunca hiç duymadığı sözler işitmiş gibi bakıyordu. “Dilini bilmediğim bir tilki ile konuşabiliyorum ama değil mi?”

Söylediği şey hem çok saçma ama bir o kadar da mantıklı gelmişti. “Ama… ama aynı şey değil ki.” diyebildim sadece.

“Farklı olan nedir tilki?”

Cevap veremedim.

Çocuk elini havaya kaldırdı ve işaret parmağıyla gökyüzünü göstererek “Hem bak! Şuradaki yıldızı görüyorsun değil mi?” dedi. Çocuğun parmağıyla gösterdiği yeri bulabilmek için kafamı tekrar kaldırdım ama o kadar fazla yıldız vardı ki hangisini gösterdiğini anlayamadım. “Bana izin verdi. O yıldızı avuçlarımın içine alabileceğim.” diyerek parmağını tekrar indirdi. Yüzünde inanılmaz güzel bir tebessüm ile gökyüzünü izlemeye devam etti.

“Mümkün değil” diye söylenmek istedim ama ağzım kilitlendi. Bu sözleri söylerken o kadar kendinden emin bir şekilde ifade ediyordu ki sırf ben değil kimse böylesi bir durum karşısında çocuğun söylediklerini yalanlayamazdı. “Gerçekten mi?” dedim. Ona olan güvenim mi arttı yoksa yıldızı gerçekten yakalayabileceğini merak ettiğim için mi bilmiyorum ama ufak adımlarla çocuğun yanına yaklaştım. “Hadi yakalasana.”

“Henüz değil, hem hemencecik yakalayamam ki. Önce biraz uğraşmam gerekecek, nasıl yakalayabileceğimi keşfetmem gerekecek ve belki de biraz dua etmem gerekecek.”

“Ama yıldızın sana izin verdiğini söylemiştin.”

“Evet izin verdi fakat onu nasıl yakalayabileceğimi söylemedi.”

Çocuğun beni kandırdığını ve dalga geçtiğini düşünmeye başladım. Belki de saf duygulara sahiptir diye bunu daha güzel bir şekilde sormayı tercih ettim. “Ya seni kandırıyorsa? Yani sana izin verdiğini söyleyerek seninle eğleniyordur belki de.”

“Sanmam.” bakışlarını o gösterdiği yıldızdan ayırmıyordu. Ben ise sürekli bir çocuğun gözlerine bir de gökyüzüne bakarak hangi yıldız hakkında konuştuğumuzu anlamaya çalışıyordum. “Baksana! O kadar parlak ve büyük bir yıldız ki ve o kadar ama o kadar harika ki…” çocuğun gözleri ışıldıyordu adeta. “Tüm yıldızlar arasında en çok o bana göz kırptı ve ben de en çok onunla ilgilendim. Benim onu yakalamama izin veriyor ama böylesine güzel bir yıldız büyük bir ilgi ve emek karşılığında yakalanabilmeli. Hem emek gösterilmeden yakalanabilseydi tüm yıldızları birileri çoktan yakalardı ve özel bir anlamı da kalmazdı. Hem gökyüzünde yıldız da kalmazdı.”

“Birilerinin yakalayabildiğine emin misin yani? Ben pek bir eksilme görmüyorum.”

“Tabii ki yakalayanlar var. Şu yıldızların arasındaki büyük boşluklara baksana! Kim bilir zamanında ne de güzel yıldızlar vardı oralarda.”

Gökyüzüne bakıp ilk yıldızları farkettiğim zaman ne kadar çok olduğunu düşünmüştüm. Çocuğun söylediklerinden sonra tekrar baktığımda gerçekten yıldızların arasında inanılmaz fazla boşluklar olduğunu farkettim.

Bir an çocuk tekrar elini havaya kaldırdı. Yeniden işaret edeceğini sanmıştım fakat bu sefer yakalamak istercesine beş parmağını birden açmıştı. Bu durum beni heyecanlandırmıştı. Kuyruğumu sürekli sola sağa sallıyor, gözlerimle sürekli bir çocuğa bir de eline bakıyordum. Çok fazla soru geçiyordu aklımdan ama dikkatini de dağıtmaktan çekiniyordum.

Uzun bir bekleyişin ardından parmaklarını kapattı. “Tuttun mu?” diye çığlık attım.

“Hayır tilki çok sabırsızsın.” diyerek gülmeye başladı.

“Peki neden elini kaldırdın?”

“Belki de tutarım diye düşünüp denemek istedim.”

O sırada küçük bir kız çocuğu yaklaşmaya başladı. Yerde yatan çocuğa güvendiğimi hissediyordum ama bu yeni gelen kişi benim tekrar tedirgin olmamı sağlamıştı. İstemsizce çalıma tekrar geri döndüm ve izlemeye başladım.

Kız çocuğu, bizim erkek çocuğun yanına gelip o da sırt üstü uzandı ve elini havaya kaldırdı. Bir gökyüzüne bir de erkek çocuğuna bakarak gülümsüyordu. Birbirlerini tanımadıklarından emindim hem tanısalar dahi erkek çocuğun şu an ne yapmaya çalıştığını nereden bilebilirdi ki? Yoksa zaten bilmiyordu da onun taklidini mi yapmaya çalışıyordu diye düşündüm.

Yoksa.. gerçekten de konuşmadan birbirlerini bir şekilde anlayabilmiş ve anlatabilmişler miydi?

Böylesine düşünceler aklımda geçerken kafamı yavaşça kaldırdım ve gökyüzünde asılı duran yıldızlara baktım. Acaba bir şekilde ben de iletişime geçebilir miydim?


One response to “Yıldız Yakalamak”

  1. Zeynep avatarı

    Yazarıyla üzerine sohbet etmek isteyeceğim güzel bir hikaye🌸

Bir Cevap Yazın

Haberdar Ol

Yüreğimden kopan parçalardan anında haberdar olmak için mail adresini benimle paylaşabilirsin.

Tasarımcı Dokunuşu sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin