“Bak orada!”
“Nehrin ötesindeki bembeyaz tüyleri olandan mı bahsediyorsun? ”
Sincap “Evet…” dedi. Ciğerlerindeki tüm sıcak nefesi vererek içten bir şekilde cevaplamıştı tilkinin sorusunu. Kocaman olmuş gözlerini gösterdiği şeyden ayıramıyordu.
Tilki tıslayıp arkasına döndü. Ağacın altına doğru yürümeye başlarken homurdandı “Boşuna kendini bu kadar kaptırma.”
Tilkinin bu söylemi sincap üzerinde hayal kırıklığı oluşturmuştu. Dolu gözlerle tilkiye çevirdi yüzünü. “Neden böyle bir şey söyledin?”
“Bir çok sebebi var sincap. Ve bu sebeplerin tamamını sen de biliyorsun.” Tilkinin esnemekten ağzı kocaman açılmıştı. Ağacın dibine uzanıp belli bir müddet gözlerini kapalı tuttu ardından tek bir gözünü sadece sincabı görebileceği kadar aralayıp konuşmasına devam etti. “Sadece ondan hoşlanmaya başladığın için tüm engelleri görmezden geliyorsun. Ona kavuşmak için harekete geçtiğin zaman bütün engeller tek tek karşına çıktığında pişman olmaman için şimdiden vazgeç.”
Sincap nehrin karşısında gördüğü kişi için getirdiği altın renginde palamudu nazik bir şekilde tilkinin uzandığı ağacın kenarına koydu. Tilkinin karşısına geçip meraklı gözlerle “Ben engel falan görmüyorum. Onunla benim aramda nasıl bir engel olabilir ki?” diyerek meraklı bakışlarla sorusunu yöneltti. Sincabın bu sözlerini başka bir kişi duysaydı, tilkinin olmayan engeller uydurduğunu düşünecekti.
Tilki kapalı olan diğer gözünü de yavaşça açtı. “Çoktan aşık oldun demek… Bu uyarıyı çok öncesinde yapmalıydım ama durumun bu kadar karmaşık olduğunu bilmiyordum.”
Sincabın kafası iyice karışmıştı. Yıllardır arkadaşlık yaptığı tilkiden destek göreceği hayali ile getirmişti nehre onu ama tam tersine, umutsuz bir tepki görünce afallamıştı. “Karışık olan hiçbir şey yok tilki!” Sesi yarı öfke yarı hayal kırıklığının verdiği titreme ile dökülmüştü ağzından.
“Nehrin karşısına nasıl geçmeyi düşünüyorsun?”
Sincap, kafasını çevirip nehre doğru bakmaya başladı. Bu nehrin ne kadar geniş olduğunu tilkinin uyarısı sayesinde fark edebilmişti. Ayrıca o kadar hızlı akıyordu ki nehrin bir ucundan bir ucuna geçmek böyle bir akıntıda neredeyse imkansızdı. Nehrin sağına baktı, soluna baktı… Karşıya geçebileceği bir nokta arıyordu fakat görülebilecek mesafe içerisinde işini kolaylaştırabilecek hiçbir şey yoktu. “Bugün nehir böyle akıyor ama yarın belki de böyle akmaz ne dersin?” diyerek yine de olumlu tutumunu korumayı sürdürdü.
“Umut kırıcı olmak istemiyorum sincap ama bu nehir varolduğundan beri böyle akıyor.”
Sincap tilkinin söylediklerini kulak arkasına atıp bir sağa koşuyor bir sola koşuyor, dibindeki ağaca tırmanıyor, en uç dala doğru zıplayıp nehrin karşısına geçebileceği bir yol arıyordu.
Tilki, sincabın kararlı bakışlarını görünce, ona gerçekleri daha açık bir şekilde anlatmaya karar verdi. “Kabul edelim ki, nehrin ötesine geçmeyi başardın. Fakat orada seni bekleyen başka bir sürpriz var. Senin aşık olduğun o varlık bir gelincik. Bunun farkındasın değil mi? Sen bir sincapsın, o ise tamamen farklı bir cins.”
Sincap bu bilgi karşısında duraksadı, gözleri büyüdü. “Farklı bir cins…” diye mırıldandı.
“Evet, ve bu da demek oluyor ki sizin doğal yaşam tarzlarınız, yemek alışkanlıklarınız, hatta iletişim şekilleriniz bile farklı. Bu, sadece bir başlangıç. Ayrıca gelincikler genellikle yalnız yaşarlar ve çok sosyal canlılar değillerdir. Ve sana çok önemli bir şey daha söyleyeyim. Onlar benim gibi yırtıcıdırlar.” Bunu söylerken sincaba doğru bakıp sivri dişlerini gösterdi tilki.
Sincap gülümsedi. “Ne güzel! Seninle anlaşabildiğime göre onunla da kolayca anlaşabilirim demek oluyor bu.”
Tilki, sincabın sonsuz iyimserliğine ve naifliğine karşı koyamadı. Bir an için, bu küçük dostunun kararlılığı ve masumiyeti karşısında kendi deneyimlerinin ağırlığını hissetti. Yine de, dostunun hayal kırıklığına uğramasını istemeyen bir bilgelikle, sözlerine devam etti. Gülümseyerek, “Ne söylersem söyleyeyim olumlu bir şey bulacak kalbin. Gerçek yüzüne vurduğu an, ben buradayım, unutma. Düşsen de, uçsan da yanındayım.” dedi. Bu sözlerinde, sincabın hayallerine saygı duyduğu kadar, olası bir hayal kırıklığında da yanında olacağını belirtmek istemişti.
Sincap, tilkinin bu sözlerini dinledikten sonra gözlerini tilkiye dikti. Tilkinin, kendisine acıdığını ve aynı zamanda destek olduğunu hissedebiliyordu. Ancak bu, sincabın azmini kırmaya yetmedi. “Teşekkür ederim, tilki. Senin gibi bir dostum olduğu için çok şanslıyım. Ama senin de bilmediğin bazı şeyler var. Eğer bir dua kalpte belirmişse bunun kabülü de yaratılmış demektir. Sonuçta gerçekleşemeyecek hiçbir şeyi dile getirip de isteyemem.
Nehrin karşısında gördüğümüz gelincik benim zikredebildiğim duamdır. Zikredebildiğime göre karşımızdaki nehirden tut, onunla uyuşamayacak yaşam tarzlarımıza kadar, senin saydığın tüm problemlerin bir önemi kalmıyor. Çünkü bu düşüncenin kalbime gelmesini ben sağlamadım.
Şu an gelinciğin bende haberi dahi yok ama bu beni asla sevmeyeceği anlamına da gelmez. Beni farketmesi yeterli olur onun kalbinde belirebilmem için. Sonuçta kimse aşık olmak için aşık olmaz! Aşk kalbe düşürülen ve duayla zikredilebildiğinde farkedilen bir şeydir. Bizim elimizde olan bir şey değil.”
Sincap ve tilkinin bu konuşmaları devam ederken hava giderek karardı ve bulutlar, önceden haber vermeden ormanı bir örtü gibi kapladı. Gökyüzünden aniden çakan bir yıldırım, ormanın sessizliğini böldü. Yıldırımın hedefi, ikilinin yaslandıkları yaşlı ağaç oldu. Ağaç, gürültüyle devrildi ve büyük bir su sıçramasıyla nehrin üzerine düşerek geçici bir köprü oluşturdu. Tilki, son anda kendini güvenceye alarak ağacın altında kalmaktan kurtuldu.
Sincap, gözlerini kocaman açarak bu manzarayı izledi. Kısa bir süre şaşkınlık içinde kaldıktan sonra, yanında getirdiği altın rengindeki palamudu aldı ve cesaretle yeni oluşan köprüden koşmaya başladı. Her adımda kalbi, umut ve heyecanla daha hızlı atıyordu.
Karşı kıyıya vardığında, sincap hemen gelincik için gözlerini dört açtı. Tam o sırada, bir yıldırım daha çaktı ve gökyüzünü aydınlattı. Bu ışık altında, sincap gelinciğin zor durumda olduğunu gördü. Bir yıldırım düşmesi sonucu oluşan küçük bir yangın, gelinciğin saklandığı yuva yakınlarında başlamıştı.
Gelincik, yangından kaçmaya çalışırken, küçük bir çukura düşmüş ve çıkamaz hale gelmişti. Sincap, gelinciğin çaresiz durumunu fark ettiğinde, palamudun içini oyup, hızla nehrin suyunu doldurdu. Bu suyu, gelinciğin bulunduğu çukurun kenarına dökerek, çukurun içindeki su seviyesini yükseltti. Bu zekice hamle sayesinde, gelincik suyun yükselmesiyle birlikte yavaşça çukurun üst kısmına doğru çıkabildi ve sonunda kurtuldu.
Gelincik, sincabın bu akıllıca kurtarma eylemi ve gösterdiği cesaret karşısında derinden etkilendi. Sincabın sadece zekası ve çabuk düşünme yeteneği değil, aynı zamanda kalbinin güzelliği de gelinciğin hayranlığını kazandı.
Bu sırada tilki, dikkatlice ağaç köprüden geçerken, yaşananların şaşkınlığı içindeydi. Sincabın az önce sergilediği cesaret ve zekanın, sahip olduğu şüpheci tutumu nasıl da alt üst ettiğine tanık olmuştu. Gelinciğin sincaba olan minnettar bakışlarına şahit olunca, tilki, kendini biraz mahcup hissetti. Sincabın, başından beri güvendiği ve inandığı o derin duaya olan bağlılığını küçümsemiş olmanın hafif bir üzüntüsünü duydu.
Hayranlıkla, “Belki de gerçekten de bazı şeyler, gözle görülemeyen bağlarla ve kalpten gelen inançla şekilleniyor. Sincabın o büyük inancı, benim hiç beklemediğim bir sonucu doğurdu.” diye düşündü. Sincabın, “Aşk kalbe düşürülen ve duayla zikredilebildiğinde farkedilen bir şeydir. Bizim elimizde olan bir şey değil.” sözlerini hatırlattı kendine. Belki de, gerçekten de, bir dileğin kalbimizde yankılanması, aynı zamanda o duanın kabulünün de yaratıldığı anlamına gelir diye düşündü tilki.

Bir Cevap Yazın