İnsan Bu Hayatta Ne İster?

İnsan bu hayatta en çok ne ister? Para, özgürlük, makam, şöhret, aşk… Kendime sordum bu soruyu. Aynanın karşısına geçtim ve sanki karşımda gördüğüm yansımam bir başkasıymış gibi, şu kısacık ömründe ne istiyorsun be’ adam dedim.

Öyle ya… Gerçeğin aksine ortalama ömrün 70 yıl olduğunu sanıyor bilim adamları. Bu hesaplamayı yaparken günün çeyreğinden fazlasını götüren uykumdan, hatırlayamadığım çocukluk yıllarımdan, her hafta aynı şeyleri tekrar tekrar yemek zorunda olduğum yemekler için harcadığım saatlerden, hayatımı devam ettirebilmek(!) için zamanımı sattığım işimden, o işe ulaşmak için düştüğüm yollardan ve buna benzer kendim için kullanamadığım tüm saatlerden bi’ haberler sanırım. Gerçekten ne kadarlık ömrüm olduğunu hesaplamak hiç zor değil.

GERÇEK SAYI SADECE 15 YIL…

Soruyu bunun bilincinde tekrar sormak istiyorum. Ben bu 15 yıllık hayatımda en çok ne istiyorum?

Para ve maddiyat gibi şeyler istediğimi varsayalım. İlk bakışta eğer fazla param olursa çalışmam gerekmez ve çalışmak için harcayacağım zamanı kalan ömrüme eklerim gibi bir düşünce rahatlıkla beliriyor ama şanslı olmadığımı göz önünde bulundurarak bu gerekli parayı kendim çalışarak elde etmek zorundayım. Bunun analizini yapabilmek için de yaşadığım zaman dilimi içerisinde zengin olan insanların o meşhur motivasyon sözlerine bakmam gerekiyor.

“Çok fazla çalışın. **Haftada en az 80 veya 100 saat çalışın**. Böylece başarı oranınızı geliştirin. Diğer insanlar haftada 40 saat çalışıyorsa bile onların 1 senede yaptığı şeyi siz 4 ayda yapacaksınız.”

Gençlik zamanlarımda bunu okuduğum anı hatırlıyorum. Baya gaza gelmiştim. Şu an fark ediyorum da ölüm gibi bir gerçeğin olduğu bu yaşamda, kelebeğin hayatı kadar sahip olduğum ufacık süremi daha fazla çalışarak kısaltmak ne kadar mantıklı? Evet amacıma ulaşmış olurum, hatta başarı hissiyatı da gelir fakat ben yaptığım hesaplamada haftalık çalışma saatin 45 olarak baz almıştım. Bunu 80-100 e çıkarmak gerçek sayıyı korkunç bir derecede daha da düşürür. Ben bunu istemiyorum… Ömrümün daha da fazla kısalmasını istemiyorum.

.

Gelelim hayatımda en çok özgürlük mü istiyorum sorusunun cevabını aramaya… Özgürlük konusuna derinlemesine dalmadan önce, tarih boyunca bu konu hakkında düşünmüş ve kendi yaşam deneyimlerinden hareketle özgürlüğü tanımlamaya çalışmış ünlü düşünür ve liderlerin görüşlerine başvurdum. Özgürlük, her biri farklı zaman dilimlerinde, bambaşka olaylar yaşamış bu insanlar tamamen farklı betimlendirilmiş.

Gandhi uzun ve zorlu bir bağımsızlık mücadelesinin liderliğini yürüttüğü için “Özgürlük asla hediye edilmez; elde edilir,” sözünü dile getirmiş. Mandela uzun yıllarını hapiste geçirdi ve bu süre zarfında özgürlüğün değerini kendisine göre “Özgürlük, sadece zincirlerimizden kurtulmak değil, başkalarının saygı duyacağı bir yaşam sürmek için özgür olmaktır,” olarak nitelendirmiş. Yani genel olarak özgürlük düşüncesi, bireyin yapmak istediği herhangi bir şeyin kısıtlanması sonucunda ortaya çıkmış.

Şimdi bunu kendim için düşüneyim. Beni kısıtlayan şey ne? Fazla düşünmeme hiç gerek yok. Cevap direkt olarak beynimde yankılanıyor. Beni kısıtlayan tek şey yine benim… Biraz önce verdiğim örneklere kıyasla ne kadar da şımarık bir cevap değil mi? Ama maalesef öyle… Şu an özgürlüğümü engelleyen en büyük engel sahip olduğum saçma korkular. Ömrümün hesaplamasını yaparken oraya bir ünlem atma sebebim de buydu. Uykudan sonra hayatımın en büyük zamanını kaplayan çalışmanın yoksunluğu artık bir korkuya dönüşmüş durumda. Halbuki herhangi bir işte çalışmayıp dünyayı gezen insanların varolduğunu biliyorum. Yeni insanlarla tanışıyorlar, bilmedikleri kültürleri deneyimliyor ve en güzeli de gezegenin muhteşem doğal harikalarını gözlemleme şansları oluyor. Anlatırken kıskandığımı farkettim.

Sanırım benim özgürlük tanımım bu… Herhangi bir yere bağlılığın olmadan dünyayı gezebilmek… Son kısımda diğer konular ile kıyaslama yapabilmek üzere bunu cebe koyuyorum.

.

Makam ve şöhret… İkisini bir bütün olarak değerlendirebilirim.

Sürekli yapay dahi olsa sevildiğimi, sürekli pohpohlandığımı, ya da belli bir zümrenin yöneticiliğini yaptığımı düşünerek başlıyorum.

Bunu sevgi ve aşk konusunda daha detaylı değineceğimi düşünüyorum ama gerçekten de sevilmek istiyorum. Kendimi değerli birisi olarak hissetmek istiyorum. Sözlerimin dinlenmesi, dediklerimin yapılması da ilk bakışta cezbedici gibi geliyor. Özellikle bunun süreç içerisinde oluştuğunu görmek muazzam bir his. Sahip olunan bir olgunun aşama aşama elde edilmesi bana muazzam bir haz verirdi doğrusu. Belli bir noktaya ulaştığın zaman dönüp geçmişe baktığında yaşadığın hayatın boşa geçmemiş olduğunu görmek, gerçekten harika duygular içerisine sokar.

Sırf bunlar olacaksa makam ve şöhret tercih edilebilir ama kitlenin fazla olmasından kaynaklı olarak sadece bu yönleriyle birlikte gelmiyor. Seven kişi sayısı kadar nefret eden kişi de olacak. Yönettiğim kitlenin memnuniyeti için ekstra emek harcamam gerekecek. Üstelik binlerce ya da milyonlarca gözün benim üzerimde olduğu bilinci ile hata yapmamaya çalışma dürtüsü muhteşem bir şekilde beni strese sokacak.

Eğer buradaki konu sevilmek, sözümün dinlenmesi ve süreç içerisinde herhangi bir gelişim görmek ise, bunun için büyük bir kitleye gerek var mı? Bence bunu bir kişi bile sağlayabilir…

.

Sevmek, sevilmek ve aşk…

Bu üç kelimenin yoksunluğunda oluşan yalnızlık duygusunun insana neler yaptırabileceğini gördüm. Yalnızlık bana mahsus olan bir şey olamaz. Kimseye mahsus olamaz. Kalabalığın içerisinde yalnızlık duygusuyla ömrünü depresyonda geçiren çok fazla sayıda insan var. Bu kaldırılabilecek bir yük değil.

Temelde, sevmek ve sevilmek duyguları aileden gelir (gelmek zorundadır) ve yeni kurulacak olan aile ile devam ettirilir. Ailenin önemi, yalnızca biyolojik bağlarla sınırlı değil; aynı zamanda bizi sevgiyle büyüten, destekleyen ve hayata hazırlayan her şeyi içerir. Duygulardan bahsediyorum…

Durumu şu şekilde ele alayım. Beyaz renk, en iyi siyah rengin yanında kendisini belli eder. Bir şeyin varlığını ve tabii ki de değerini bilmem için onun tezatını da görmek zorundayım. Duygularda da aynı durum var. Mutlu mu olmak istiyorum. O zaman mutsuzluğu tatmalıyım ama burada bir ölçü ve denge olmalı. Bu dengenin sağlandığı en iyi yer de ailedir.

Öfke, özlem, umut, mutluluk, belki kardeşler arasında kıskançlık ve aklıma gelebilecek diğer tüm duyguları aile çatısı altında yaşamak mümkün ve finalde yine aynı masaya oturulacak olacağı, başka gidilecek bir yer olmaması düşüncesi inanılmaz bir denge noktası vazifesi görüyor. Bu düşünce ile birlikte özellikle çocuklar kendilerine sürekli ders çıkarıp kendi kuracakları aile yapısı için de önceden prova yapabilmiş oluyor.

Bunlar kurulu bir aile yapısında gerçekleşen olaylardır ama iyi de birbirini tanımayan iki insan bir araya gelerek bir aile nasıl kurulabilir ki? Ayrıca benim bu hayatta en çok istediğim şey bu olabilir mi? Sanırım cevap duygularda gizli…

.

Eğer 15 yıllık bir ömrüm varsa en mantıklı hareket, yaşayabileceğim tüm her şeyi bu 15 yıla sığdırmaya çalışacağım seçeneği tercih etmek olur. Yaratıcı tarafından bana verilen hayatı en iyi bu şekilde değerlendirmek mümkün gibi görünüyor.

Para konusu, ömrü inanılmaz şekilde bitiren ve geriye dönülüp bakıldığında büyük bir yorgunluk enkazını geride bırakacak bir seçenekten başka bir şey değil! Neden sahip olduğum kısıtlı süreyi iyi geçirmek için yıllarca tüm duygulardan uzaklaşayım?

Makam ve şöhret ile sahip olunacak olan sevilmek ve sözünün dinlenmesi zaten aile yapısı içerisinde sağlanabilecek şeylerdir. Karşılıklı olarak birbirinizin sözlerini dinleyebileceğiniz, düşüncelerinize koşulsuz bir şekilde destek olacağınız ve ortak hayaller kurarak bu hayaller etrafında o makam ve şöhret duygusunun stresli oluşumundan uzak bir şekilde sahip olabilmek mümkün. Bu olgulara zaten sahip olabileceksem koskoca bir kitle yüzünden gireceğim stresli hayat gerçekten ama gerçekten cezbedici gelmiyor.

Özgürlük konusunda ele aldığım herkesten bağımsız bir şekilde dünyayı gezmek fikri gerçekten harika ama ben fani bir varlığım ve günden güne yaşlanıyorum. Yaşlandıktan sonra döneceğim bir yer olmaması ve o derin yalnızlık hissi beni sarınca ardımda bıraktığım o güzel tecrübelerin tamamı bir pişmanlığa dönüşmeye çok meyilli olacaktır.

Aile yapısında hiç zorluk yok mu? Önceden de söylediğim gibi elbette var fakat bunlar inanılmaz derece ölçülü ve dengeli bir şekilde yer alır. Beni sürekli mutluluğun içinde bırakıp hayattan zevk alamama duygusuna sokmaz ya da sürekli mutsuz olmamı sağlayıp hayatımı altüst etmez. Belki de bu yüzden Ahkaf 15-16’da aile kaynaklı zorluklardan sonra bir mükafat olacağı söylenirken bunun kesin olarak gerçekleşeceği üzerine ayrıca söz verildiği yazıyordur. Yoksa neden zaten yazılı olan her ayet söz niteliği taşırken aile, sevgi ve zorluklar ile ilgili konuların yer aldığı bu ayetlerde tekrar altını çize çize söz verildiği belirtilsin ki?

.

İnsan bu hayatta en çok; yalnız kalmayacağı, kendisini oraya ait hissedebileceği, sahip olduklarıyla birlikte hayal kurabileceği, yeri geldiğinde üzüleceği, sevineceği, öfkeleneceği, kıskanacağı ve daha yazamadığım insanoğlunun yapısında olan tüm duyguları hissedebileceği, kendisine ait bir aile kurmaktan başka ne isteyebilir ki?


Bir Cevap Yazın

Haberdar Ol

Yüreğimden kopan parçalardan anında haberdar olmak için mail adresini benimle paylaşabilirsin.

Tasarımcı Dokunuşu sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin