Duyduğumuz ya da okuduğumuz bazı sözler vardır ve bunlar asla, sadece kelimelerden ibaret değildir. Bazen bir köprü görevi görür, bazen de bir ışık olup hiç göremediğimiz bir alanı aydınlatır. “Dünya mavidir, tıpkı portakallar gibi…” sözünü okuduğumda hissettiğim duygu da buna benzerdi. İlk başta kulağa şaka gibi geliyordu fakat beni düşünmeye itti. Gizli olan bir kavramı uyandırdığını hissettirdi. Varoluşumdan beri, derinlerde yatan bir gerçeğin parıldamasına olanak sağladı.
İstemsizce “Dünya gerçekten mavi mi?” diye düşündüm. Uzaydan bakıldığında, avucumuzun içerisine alabileceğimizi hissedebileceğimiz kadar miskete benzer o görüntüsüyle birlikte rahat bir şekilde evet cevabını verebileceğim cinsten, basit bir soruydu benim için. Peki aynı soruyu o uzay görüntüsü olmadan cevaplayabilir miydim? Etrafını keşfetmeye başlamış ve henüz uzaydan kareler görmemiş bir çocuğa dünyanın rengini sorsaydık vereceği ilk cevap mavi olur muydu? Oynadığı yeşil parklarda, bastığı kahverengi toprakta ve gördüğü rengarenk çiçekler arasında ağzından ilk mavi kelimesi mi çıkardı? Yoksa bir çocuk olduğu için onun vereceği cevabı dikkate almamayı mı tercih ederdik? Sonuçta biz kendimizi, uzaydan kareler görmüş, yetişkin ve bilgi insanlar olarak görüyoruz. Gördüğümüz şeyleri de genelde sorgulamadan doğru kabul ediyoruz. Ve kendimize dayattığımız bu doğrular, bir çocuğun söylemleri ile yıkılmaz değil mi? Öyle mi?
Bir an için durup düşündüm: Ben mavi dediğimde, gerçekten herkesin mavi dediği şeyi mi görüyorum? Ya benim gördüğüm mavi, başkalarının gördüğü turuncu gibi bir şeyse? Bu fikir, çocukluğumdan beri zihnimin bir köşesinde yankılanır durur. Belki de, her birimiz, kendi algılarımızın içinde, kendi renklerimizi yaşıyoruz. Ve bu “mavi” dediğim şey, yalnızca ortak bir anlaşma, bir isimlendirmeden ibaret olabilir. Oysa hissettiğim, gördüğüm, deneyimlediğim her şey, bambaşka bir gerçekliğe açılabilir. Hayatın öznel doğası bu değil mi zaten? Kimsenin tam olarak paylaşamayacağı, kendi içinde yalnızca bize ait olan bir dünya…
İşte “Dünya mavidir, tıpkı portakallar gibi…” sözünde de bunun yansımasını buluyorum. Her birimiz bu cümlenin altını farklı renklerle doldurabiliriz. Portakalların turunculuğu içinde mavi bir dünya görebiliriz ya da mavinin içindeki portakal renklerini fark edebiliriz. Belki de bu söz, her şeyin göründüğünden çok daha fazlası olduğunu, yüzeyin altında bizi bekleyen bambaşka anlamlar yattığını hatırlatıyordur.
Hayat, gördüğümüzden çok daha fazlasını saklıyor. Bu düşünce, beni heyecanlandırmanın ötesinde bir huzurla dolduruyor. Çünkü bu demek oluyor ki hiçbir şey kesin değil, her şey mümkün. Mavi ile turuncunun iç içe geçtiği bir dünyada, ne kadar çok şeyin keşfedilmeyi beklediğini hayal etmek, bana şöyle bir soruyu düşündürüyor: Renkler mi bize gerçeği gösterir, yoksa gerçek mi bize renkleri öğretir?

Bir Cevap Yazın